12 Mart 2011 Cumartesi

Lolipop Çomağı

Fleet - Konfüçyus demiş ki " Sevdiğin,yapmaktan zevk aldığın bir şeyi meslek edinirsen, hayatın boyunca hiç çalışmamış olursun"...
iyi de Bay Konfüçyus, sen hiç 6 ay bu ülkede yaşamayı denedin mi diye sormak lazım beyefendiye.
Hayat herşeyi savurmaktan zevk alan sekiz aylık bebek edasında sürdürürken bu eylemini, nasıl olcak Bay Konfüçyus'un dedikleri..
Ben resim yapmayı çok seviyorum ama sürünürüm bu ülkede resim yaparak yaşamaya kalkarsam...
sahi be... ne güzel olurdu çalışmak olmasaydı... :)
Darya - evet konfüçyus bi nebze haklı, mesela ben de müzikle ilgili bir işim olsaydı çalışmadan yaşıyor sayabilirdim kendimi.. ( yine de bir çelişkim var.. yani insan doyumsuz sonuçta, sevdiği şeylere sahip olduğunda değersiz gözüküyor hatta bir süre sonra nefret bile edebiliyor.. ki ben müzikten nefret etmek istemezdim. bu durumda iyi ki müzikle ilgili bir işim yokmuş da diyebilirim.. :)
Fleet- Konfüçyus'un haklılık payı var elbet... lakin sorun orada değil...
bazen, hatta büyük sıkılıkla, insanın sevdiği şeyler istikrarlı bir getiri getirecek şeyler olmuyor ne yazıkki...ve yirmibirinci yüzyılda, ne kadar iyi olursa olsun, istikrarsız insana lolipop çomağı bile vermiyorlar :P
doyumsuzluksa; en azgın köpek, huzura giden yolda paçandan yapışan...
İnsan sevdiği şeylerden bıkamamalı bence.;)
Darya - evet sana onları yazarken çelişki içinde bu cevabı bulabildim ben de.. yanlış şeyleri seviyor olabiliriz, hatta belki sevginin gerçek anlamını unutarak seviyor gibi yapıp kendimizi kandırıyoruzdur.. sadece iyi olmak aptalların işi ve aptallara lolipop çomağı da versen bir şey değişmez..
huzura giden yol anı istediğin şekilde yaşamaktan geçer bence.. çünkü istediğin şeyleri yapamadığında, istediğin cevapları veremediğinde vs. hepsi toplanıp içinde bir huzursuzluk sendromu yaratır.. biz başkaları ( toplum )için yaşadığımız sürece huzurun yolunu bulamayız..
Sevdiğim ve bıkmadığım nesnel ya da öznel şeyler de  var elbet.. ama daha fazlasını istiyorum :)
Fleet- Aptallar, adı üstünde "aptal" işte ... zaten iyi görünmekten başka seçenekleri yok..İstesede bilerek kötülük yapamaz, çünkü kafası basmaz, çaresiz iyiliğe sığınacaktır.. Aslında tam olarak iyilik de denemez onlarınkine.. İyilik erdem gerektirir çünkü. Erdem sahibiyse insan, bu onun, hem akıllı hem de iyi olmasını sağlar.
Yirbirinci yüzyılın istikrar anlayışı ise biraz farklı bence.. Amaç yüksek gelir.. ve bu gelirin sürekliliği...(doğru olduğu söylenemez fakat gerçek)
Toplum için yaşadığımız sürece söylediğin herşey cuk oturur denecek kadar doğru.. Yalnız başka bir gerçekse; kendiyle barışık olmayı başarabilen bireylerin topluma aykırı olsalar bile bir süre sonra aynı toplum tarafından "onun şekli öyle, fakat erdemli ve iyi birisi" denilerek kabul edilir sonunda..
Mesele şu ki, toplumun genelinin dışında, kendi isteklerimizi dibine kadar gerçekleştirerek, topluma rağmen yaşamak istiyorsak eğer, kırbaçsız gezmemeliyiz..;)
Darya - yirmibirinci yüzyılın anlayışını çok umursamıyorum ben.. çünkü onu bu hale getiren yine toplum, yani ucundan kıyısından hepimizin katkılarıyla bu maddesel dünyayı oluşturduk..
istikrar, güç, yüksek gelir.. hiçbiri için savaşmak istemiyorum aslında.. savaşmak diyorum çünkü bu yüzyılda bunlara sadece savaşarak ulaşabiliyorsun..
erdem sahibi olmak diğer tüm olumsuzlukların dışında, yaşamaya değer şeyler bulmaya sebep oluyor haklısın..kendiyle barışık olmaksa bana göre erdemli olmakla eşdeğerdir.. bazen isyan ederek bazen de duvarları yumruklayarak kendi doğrularımla yaşamayı ve topluma "evet onun tarzı bu" dedirtmeyi becerebilenlerdenim ben de.. bu yüzden kırbacımı seviyorum :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder