18 Mart 2011 Cuma

- Bir derdim var bin dermana bedel..

- derdin ne senin? 
- ya zaten sözde manidar bir hava gizli.
derdim var ama, ben çokda şikayetçi değilim
 
aşk demek dert demek zaten
sevenin güllük gülistanlık ortamda gezdiği nerde görülmüş
seven dağlarda,
çoraklarda,
çöllerde
taşlı yosunlu derelerde gezer..
o çölün ortasında
bir gr su gibidir sevgiliyle buluşmak..
bir ağaç gölgesi gibidir o sevgilinin bir gülümsemesi ona
ne edebiyat parçaladım sabah sabah..

- :)

15 Mart 2011 Salı

dışı sevda içi özgürlük olmak..


darya - içinde deli gibi arzu, istek, heyecan olmadıktan sonra bütün ilişkiler mecburiyettir.

Uğur – sanmam. kimse kimseye mecbur değildir. Hayatı farklı bakış acıları ile görebilen güzel paylaşımlar olan ilişkiler daha uzun soluklu ve keyifli oluyor. O dediğin istek arzu bi zaman sonra her sekilde bitiyor.

darya - onlar bittiğinde yerini ne alıyor peki?

Uğur – beraber yaşanan heyecanlar beraber oluşturulan arzu ve istekler..kişiye duyulan arzu ve istek bi zaman sonra başka bir şeye çevrilebilmeli, yoksa o gitsin diğeri gelsin olur onun sonu.

darya- yani aslında heyecanı ve isteği bitirmek kolay bir şey değil..  saygı olduğu sürece ve kalp kırıklıkları ne kadar azsa yetinilebilir derecede arzu ve istek her daim kalır. diğer türlü kırık bir kalp saygıyı önemsizleştiriyor, sonrasında da zaten istek yerine uzaklaşma hakim oluyor ilişkiye..

Uğur – kalp kırıklıklarının sayısı arttıkca saygı cok azalıyor evet. ama arzu ve istek sonradan oluşturulabilen bişey mi bilmiyorum. yani birisine karşı arzu ve isteğin yoksa bu zamanla oluşabilir mi bilmiyorum.

 darya- zamanla oluşabilir bence. yani erkekler için bu böyledir en azından ;)

Uğur – evet o öyle, erkekte daha zamanla oluyor, ama kadınları bilmiyorum.  bide bazı kadınlarda bazı erkekler virüs gibi oluyor, onu bırakmaları cok  zor oluyor.  adamın işe yaramaz olduğunu biliyorlar
ama gene de peşinde oluyorlar.

darya - işe yaramazlıklarından çok hissettirdikleriyle ilgileniyordur belki de o kadınlar
ama yine de virüslü erkeklerin olduğunu inkar edemem.

Uğur – evet ama işte orda beni rahatsız eden bi konu var. ertesi sabah uyandığında sana fahişe gibi davranan bi adama duyulan bu zafiyet sağlıklı bişey değil gibi geliyor bana.

darya- orda kesinlikle haklısın, yani o zaman iki virüslü birbirini tamamlıyor diyebiliriz.

Uğur –  ki benim bu şekilde kızları yatağa atasıya kadar köpeği olan ama sonrasında sallamayan arkadaşlarım vardı karşılarına çıkan bütün bu kızlara mal gözüyle baktılar.

darya - gelişmemiş arkadaşların olduğunu bilmiyordum.

Uğur –  bunların paketlerini görsen inanılmaz cancanlıdır.

darya – paket  derken? J

Uğur –  o gelişmemiş arkadaşların dış paketleri çok cezp edicidir.

darya – işte dış pakete tav olan kadınlar zaten başlarına gelecekleri tahmin ederek giriyorlardır o ilişkiye. o yüzden de vazgeçmiyorlardır. ben o pakete tav olunan ilişkileri zaten değerlendirmeye bile almam.

Uğur –  yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir diyenlerden değilsin yani.

darya – sırf yürümek için yanlışa bile bile gitmem. doğruyu seçebiliyorum diyelim

Uğur –  dışı sevda içi zindan olmamak gerek. pilli bebeğin dediği gibi.. dışı sevda içi özgürlük olmak gerek..  ;)

12 Mart 2011 Cumartesi

Lolipop Çomağı

Fleet - Konfüçyus demiş ki " Sevdiğin,yapmaktan zevk aldığın bir şeyi meslek edinirsen, hayatın boyunca hiç çalışmamış olursun"...
iyi de Bay Konfüçyus, sen hiç 6 ay bu ülkede yaşamayı denedin mi diye sormak lazım beyefendiye.
Hayat herşeyi savurmaktan zevk alan sekiz aylık bebek edasında sürdürürken bu eylemini, nasıl olcak Bay Konfüçyus'un dedikleri..
Ben resim yapmayı çok seviyorum ama sürünürüm bu ülkede resim yaparak yaşamaya kalkarsam...
sahi be... ne güzel olurdu çalışmak olmasaydı... :)
Darya - evet konfüçyus bi nebze haklı, mesela ben de müzikle ilgili bir işim olsaydı çalışmadan yaşıyor sayabilirdim kendimi.. ( yine de bir çelişkim var.. yani insan doyumsuz sonuçta, sevdiği şeylere sahip olduğunda değersiz gözüküyor hatta bir süre sonra nefret bile edebiliyor.. ki ben müzikten nefret etmek istemezdim. bu durumda iyi ki müzikle ilgili bir işim yokmuş da diyebilirim.. :)
Fleet- Konfüçyus'un haklılık payı var elbet... lakin sorun orada değil...
bazen, hatta büyük sıkılıkla, insanın sevdiği şeyler istikrarlı bir getiri getirecek şeyler olmuyor ne yazıkki...ve yirmibirinci yüzyılda, ne kadar iyi olursa olsun, istikrarsız insana lolipop çomağı bile vermiyorlar :P
doyumsuzluksa; en azgın köpek, huzura giden yolda paçandan yapışan...
İnsan sevdiği şeylerden bıkamamalı bence.;)
Darya - evet sana onları yazarken çelişki içinde bu cevabı bulabildim ben de.. yanlış şeyleri seviyor olabiliriz, hatta belki sevginin gerçek anlamını unutarak seviyor gibi yapıp kendimizi kandırıyoruzdur.. sadece iyi olmak aptalların işi ve aptallara lolipop çomağı da versen bir şey değişmez..
huzura giden yol anı istediğin şekilde yaşamaktan geçer bence.. çünkü istediğin şeyleri yapamadığında, istediğin cevapları veremediğinde vs. hepsi toplanıp içinde bir huzursuzluk sendromu yaratır.. biz başkaları ( toplum )için yaşadığımız sürece huzurun yolunu bulamayız..
Sevdiğim ve bıkmadığım nesnel ya da öznel şeyler de  var elbet.. ama daha fazlasını istiyorum :)
Fleet- Aptallar, adı üstünde "aptal" işte ... zaten iyi görünmekten başka seçenekleri yok..İstesede bilerek kötülük yapamaz, çünkü kafası basmaz, çaresiz iyiliğe sığınacaktır.. Aslında tam olarak iyilik de denemez onlarınkine.. İyilik erdem gerektirir çünkü. Erdem sahibiyse insan, bu onun, hem akıllı hem de iyi olmasını sağlar.
Yirbirinci yüzyılın istikrar anlayışı ise biraz farklı bence.. Amaç yüksek gelir.. ve bu gelirin sürekliliği...(doğru olduğu söylenemez fakat gerçek)
Toplum için yaşadığımız sürece söylediğin herşey cuk oturur denecek kadar doğru.. Yalnız başka bir gerçekse; kendiyle barışık olmayı başarabilen bireylerin topluma aykırı olsalar bile bir süre sonra aynı toplum tarafından "onun şekli öyle, fakat erdemli ve iyi birisi" denilerek kabul edilir sonunda..
Mesele şu ki, toplumun genelinin dışında, kendi isteklerimizi dibine kadar gerçekleştirerek, topluma rağmen yaşamak istiyorsak eğer, kırbaçsız gezmemeliyiz..;)
Darya - yirmibirinci yüzyılın anlayışını çok umursamıyorum ben.. çünkü onu bu hale getiren yine toplum, yani ucundan kıyısından hepimizin katkılarıyla bu maddesel dünyayı oluşturduk..
istikrar, güç, yüksek gelir.. hiçbiri için savaşmak istemiyorum aslında.. savaşmak diyorum çünkü bu yüzyılda bunlara sadece savaşarak ulaşabiliyorsun..
erdem sahibi olmak diğer tüm olumsuzlukların dışında, yaşamaya değer şeyler bulmaya sebep oluyor haklısın..kendiyle barışık olmaksa bana göre erdemli olmakla eşdeğerdir.. bazen isyan ederek bazen de duvarları yumruklayarak kendi doğrularımla yaşamayı ve topluma "evet onun tarzı bu" dedirtmeyi becerebilenlerdenim ben de.. bu yüzden kırbacımı seviyorum :)